» Bu sitemizi
ziyaretiniz
Kalpler ancak Allah'ı (c.c.) anarak mutmain olur. - Blogcu



Kalpler ancak Allah'ı (c.c.) anarak mutmain olur.

30/3/2007 - KALPLERİNİZİN SAHİBİNE(ALLLAH(c.c)a ) EMANET OLUN...

 

SELAMÜN ALEYKÜM;
Sevgili kardeşlerim;

Bugüne kadar burada güzelşeyler yapabilmek adına vaktim el verdiğince elimden geleni yapmaya çalıştım.Tek gayemiz Kuran Hizmeti adına hayırlı işler yapabilmekti.Eğer ki bir tek kardeşime dahi faydam olabilmişse çok mutlu olurum.Bugünden sonra blog çalışmasına son veriyorum.Burada bana yorumları ile destek olan kardeşlerime, sitemi birkez dahi olsun tıklayıp okuyanlara,okumayıp  yüz çevirenlere(aman buda neymiş diyenlere) hepinize sonsuz teşekkür ediyorum.Yorumlarına cevap veremediğim kardeşlerim,selamına karşılık veremediklerim hepiniz haklarınızı helal edin.Çok iyi biliyoruz ki" Dünya işleri kırılmaya mahkum şişeler hükmündedir.Bâki umur-u uhreviye [ahiretle ilgili fiiller] ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir. ....Rabbim bu bilinç ile hayatını idame ettiren halis kullarından etsin İNŞAALLAH.Bu ortamı faydalı ortam olarak bildik vede o şekilde yola koyulduk.Zararı çok ağır ve de büyük oldu.İNŞAALLAH hayır yolunda Hak adına hayırlı işlerde kullanmak vede paylaşmak nasip olur.Rabbim hepinizin akıbetini  vede ahiretini hayırlı kılsın.Emanetini kabzetme anına kadar sizleri emanetinde emin kılsın.Sizleri kainatın sahibi kalplerinizin sahibi olan Yüce Allah(c.c) a emanet ediyorum.Sevgi ile kalın...

BAKİ MUHABBET ve DUA ile....

SİZ(ALLAH YOLUNDA GİDENLER) HURMA ÇEKİRDEĞİNİN İNCE İPLİĞİ KADAR BİLE EZİYET GÖRMEYECEKSİNİZ.-NİSA77- MUHABBET VE DUA İLE

6 YorumYorum yaz!Bağlantı

6/3/2007 - NİSYAN

Kategori: Dua

Nisyandan aldın beni, isyanda bırakma Rabbim!

Bağışla beni Rabbim, tevekkülden başkası gelmiyor elimden.
Başkası yok elimde.
Şimdi elimden gelenlerin hepsi senin "El"inde.
Bağışla beni, göremedim.
Göremedim, nice ananın karnında nice karanlıklar içindeyken gün yüzüne çıkardığını bebelerin yüzünü.
Unuttum, çocuk tebessümlerini nice belirsizliklerden alıp güneşe erdirdiğini,
Bilemedim, yüreğimizi yokluğun dehlizlerinden aşırıp aşkın vadisine eriştirdiğini.
Göremedim, her sabah yerin sükûnetini odamda ekmek gibi sımsıcak hazır ettiğini.
Her akşam yastıkta unuttuğum bedenimi sabah yeniden yanıma verdiğini göremedim.
Beni her sabah ihya ettiğini, bedenimi her an zaaflardan çıkardığını, varlığını her an yokluktan geri getirdiğini göremedim.
Göremedim Rabbim her günü ödünç verdiğini.
Göremedim, bağışla beni...
Fakat, şimdi gördüklerim gösterdi bana hepsini 
Geç kaldım görmekte.
Tebessümü beton yığınları arasında sönen bebeler gördümse de,

biliyorum Senin El'nde şimdi hepsi ve sonsuz tebessümler verdin herbirine. 
Sevinci soğuk topraklarda boğulmuş çocuklar gördümse de,

biliyorum Senin Rahmetinin kucağında hepsi ve bitmez sevinçler bağışladın herbirine.
Ümitleri bir apansız sarsıntıyla yıkılan insanları gördümse de,

biliyorum Senin Şefkatinin ikliminde âsûde ve mutlu her biri...
Bağışla beni Rabbim, unuttum, nisyanda kaldım.
Hatırlamadım verdiğini ve var kıldığını.
Elimden alınca verdiğini ve yokluğa yuvarladığında varlığımı
Hatırladım ve ama geç hatırladım.
Gördüm, ama güç gördüm, acıyla gördüm.
Varlıkta kör oldum, yoklukta gördüm.
Bollukta unuttum, darlıkta hatırladım.
Affet beni Rabbim, bari, yoklukta Sana vardım.
Hiç olmazsa, hiçlikte seni andım.
Şimdi, bir tevekkül var elimde.
Başka herşey düştü, herşey yokluğa döküldü.
Hatırladım, elimdekiler de, ellerim de Senin Elinde.
Şimdi, dua sığıyor sadece avuçlarıma.
Sadece yakarış yakışıyor yakama.
Gözlerim müjdeni gözlüyor uzaktan.
Gönlüm hiç bitmez tesellini özlüyor.
Sen ki, unutmaktan alıkoydun, nisyandan kurtardın beni Rabbim
Şimdi isyandan koru beni Rabbim.
İsyandan koru beni, isyandan koru beni, isyandan koru beni...
Ve lûtfet ki, avuçlarında teselliden ötesi yok.
Affet ki, elimde duâdan başkası yok.

*senai demirci*


3 YorumYorum yaz!Bağlantı

28/2/2007 - Duam.....

Kategori: Dua

rosered02

Bilmeyene yazıklar olsun , bilipde yapmayana

  

yetmiş defa yazık olsun  ( Ebud Derda )

 

Allâh'ım, Sana sonsuz hamd ü senâlar; Habîbin Efendimiz Muhammed Mustafa -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e O'nun âl ve ashâbına gönülden salât ve selâmlar...
Allâh'ım, benim Rabbim Sensin, Senden başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın, ben Sen'in kulunum. Elimden geldiğince Sana verdiğim kulluk sözü üzerindeyim; işlediğim hata, günah ve kötülüklerden Sana sığınırım. Bana olan nimetlerini ve bu nimetlere karşı benim günah ve kusurlarımı itiraf ediyor, beni bağışlamanı diliyorum. Sen'den başka günahları bağışlayacak yoktur.
Allâh'ım, dînim, dünyam, çoluk çocuğum ve malım içinde sağlık ve âfiyetle yaşamamı nasib eyle. Allâh'ım, vücuduma sağlık ver, Sen'in yolunda hizmet edeyim, kulağıma sağlık ver, hakikati işiteyim, gözüme sağlık ver, hakikati göreyim. Sen'den başka ilah yoktur.
Allâh'ım, kusurlarımı ört, beni korktuklarımdan emin eyle. Allâh'ım, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan, üstümden ve altımdan gelecek tüm kötülüklerden sana sığınırım. Allâh'ım, dinimi düzelt, evimi genişlet, bana verdiğin rızkı bereketli kıl.
Allâh'ım, ömrün en kötü dönemine düşmekten, hayırdan uzak bir ömür yaşamaktan sana sığınırım. Allâh'ım, beni en güzel amellere kavuştur, en güzel ahlak sahibi olmaya ilet, senden başka güzel ahlâka götürecek yoktur. Beni kötü amel ve kötü ahlâktan uzaklaştır, senden başka kötü ahlaktan uzaklaştıracak yoktur.
Allâh'ım, kalb katılığından, gafletten, zillet ve meskenetten sana sığınırım. Küfürden, fısktan, nifak ve gösterişten sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, cüzzamdan, tedavisi mümkün olmayacak kötü hastalıklara düşmekten sana sığınırım. Bana iki dünyada da âfiyet ve huzur ihsan eyle!..
Allâh'ım, küfürden, fakirlikten, kabir azabından sana sığınırım, senden başka ilah yoktur. Allâh'ım, kederden, tasadan, âcizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç altında ezilmekten, düşmanlara yenilmekten sana sığınırım.
Zararlıların, kendisi sapmış, insanları da saptırmaya çalışan kimselerin, beni senin nimetlerinden mahrum bırakmalarından önce, sana kavuşmamı nasib eyle. Haksızlık etmekten, haksızlık edilmekten, saldırmaktan, saldırılmaktan, hatâ işlemekten, bağışlamayacağın bir günaha düşmekten sana sığınırım.
Allâh'ım, nefsime takva ver. Onu temizle, nefsi en iyi temizleyen Sen'sin, nefsimin velîsi ve Mevlâsı Sen'sin.
Allâh'ım, faydasız ilimden, huşuu olmayan gönülden, doymayan nefisten, kabul edilmeyen duâdan sana sığınırım. Allâh'ım, yaptığım ve yapmadığım şeylerin şerrinden sana sığınırım. Allâh'ım, üzerimde bulunan nimetinin gitmesinden, sağlığımın ters dönmesinden, ansızın bastıracak öfkenden ve her türlü gazabından sana sığınırım. Kalbin mühürlenmesine sebep olacak tamahtan sana sığınırım. Allâh'ım, bana kazâya rıza, öldükten sonra rahat hayat, kerîm vechine bakma lezzeti lûtfeyle.
Allâh'ım, bugünün önünü salâh, ortasını felâh, sonunu hayırlı kıl. Bize dünya ve âhiret iyiliği ver, ey merhametlilerin merhametlisi!
Allâh'ım, yıkıntı altında kalmaktan, boğulmaktan, yanmaktan, ihtiyarlıktan Sana sığınırım. Ölüm sırasında şeytanın beni şaşırtmasından Sana sığınırım.
Allâh'ım, beni, Sana şükreden, Sana itaat eden ve Seni zikreden bir kul eyle. Rabbim, tevbemi kabul buyur, beni günahlarımda arındır, duâmı kabul et, hüccetimi sağlam yap, kalbimi Sana yönelt, dilimi düzelt, gönlümü nûrunla aydınlat.

Allâh'ım, bana işimde sebat, doğru yolda olduğum zaman kararlılık ve azim ver. Nimetine şükür ve sana güzel kulluk etmeyi nasib eyle. Bana selim kalb, doğru konuşan dil ver. Bana, ancak Sen'in bildiğin tüm iyilikleri ver; ve ancak Sen'in layıkıyla bildiğin tüm kötülüklerden beni koru! Senden gizli kalmayan bilerek veya bilmeyerek işlediğim bütün günahlardan beni bağışla! Günahlarımı setret, beni bu dünyada ve âhirette günahlarım sebebiyle insanlar önünde mahcub ve rezil etme! Hatalarımızı, sevaplarla değiştir.
Allâh'ım, kötü huy ve amellerden, heveslerden ve hastalıklardan sana sığınırım. Borç altında kalmaktan, düşman kahrından, düşmanlar karşısında hakir ve gülünç duruma düşmekten Sana sığınırım.
Allâh'ım, her işimin koruyucusu olan dinimi düzelt, geçim yerim olan dünyamı düzelt, gideceğim yer olan âhiretimi düzelt, hayatta iken pek çok hayırlı işler yapmamı nasib eyle, ölümümde her kötülükten beni rahata kavuştur.
Allâh'ım, bana düşüncede kemâl, hareket ve ahlakımda kemâl ver! Beni azgın nefsimin şerrinden koru. Allâh'ım, bana iyilikler yapmak, kötülükleri bırakmak, yoksul ve zavallıları sevmek nasib eyle. Beni bağışla, bana acı. Kullarını imtihan etmeyi dilediğin zaman, beni dinin üzere sâbit-kadem eyle! Kulluk üzereyken beni olarak huzuruna al. Rabbim bana yardım et, bize zafer ver, bizi yenilgiye uğratma. Bana doğru yolu göster, doğru yolda yürümemi kolaylaştır.
Yüce Allâh'ım, bana Sen'i sevmeyi, Sen'i sevenleri sevmeyi ve beni sana yaklaştıracak işleri sevmeyi nasib eyle.
Allâh'ım, bana en iyi işleri istemeyi, duâların en hayırlısını, başarıların en üstününü, sevapların en mükemmelini ihsan buyur. Ayaklarımı doğru yolda sağlamlaştır, sevap tartılarımı ağırlaştır, hatalarımı bağışla, cennetin en yüce derecelerine ermemi nasib eyle.
Allâh'ım, ey kalpleri çeviren Rabbim, kalbimi senin dinin üzerinde sağlam tut.
Allâh'ım, ey kalpleri ve gözleri döndüren, kalplerimizi sana itâate döndür. Allâh'ım, sevâbımızı arttır, eksiltme... Bizi yücelt, ulvîliklere yaklaştır, alçaltma; bize ver yoksun bırakma. Rabbim, kardeşlerimizle aramıza ünsiyet, birlik, vefâ ve muhabbet ihsan et; aramızdaki soğukluğu, ayrılık ve nefreti kaldır.
Allâh'ım, her bakımdan sonumuzu güzel eyle, bizi dünya ve âhiret perişanlığından kurtar. Allâh'ım, zâtından korku ver ki, günah işlememize engel olsun. Bizi senin cennetine ulaştıracak işler yapmamızı nasib eyle. Bizi, dünya üzüntülerini unutturacak bir yakîn derecesine erdir.
Bize haksızlık edenden öcümüzü al, düşmanlık edene karşı bize zafer ver. Bizi dünyanın ardında koşturma; dünyayı, en çok düşündüğümüz, tasasını çektiğimiz bir varlık haline getirme, dinimiz hususunda eksiklerimizden ötürü bizi belâlara düşürme. Günahlarımız yüzünden Senden korkmayan, bize acımayan kimseleri üstümüze salma.
Allâh'ım, Senden mağfiretini, bağış ve lutfunu, her türlü şer ve günahtan selâmeti, her türlü iyiliğe ermeyi, cennete ulaşıp cehennemden kurtulmayı dilerim.
Allâh'ım, kalbimi hidâyete yönelt, dağınık işlerimi topla, perişanlığımı düzelt, rahmetinle âhiretimi koru, dünyamı yükselt, rahmetinle yüzümü ağart, işlerimi temizle, bana doğru düşünce ve olgunluk ilham eyle, fitne ve belaları benden sav, rahmetinle beni her türlü kötülüklerden koru.
Allâh'ım, âhiret gününde yüz akıyla sağ tarafımızdan kitabımızı almayı, şehitlerin makamına ermeyi ve Peygamberlere arkadaş olmayı nasib eyle.
Allâh'ım, nefsimin kötülüklerinden, her canlının şerrinden sana sığınırız. Allâh'ım, Sen sözümü duyarsın, yerimi görürsün, gizlimi ve açığımı bilirsin, hiçbir işim senden gizli kalmaz. Ben, yardım ve kurtuluş dileyen, huzurunda korkudan titreyerek günahlarını itiraf eden zavallı bir yoksulum. Bir zavallı kulun olarak Sana yalvarıyor, boynu bükük bir âciz olarak sana iltica ediyor, huzurunda zilletle eğilmiş bir biçare olarak Sana duâ ediyorum. Duâmı kabul eyle…
Âmin.

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

7/2/2007 - Benliğin Şımartılması

Kategori: tasavvuf

                                                         Benliğin Şımartılması
  

Ten kafese benzer. Girenlerin, çıkanların, insanla dostluk edenlerin aldatmasıyla can bedende dikendir. Bu, “Ben senin sırdaşın olayım” der. Öbürü “Hayır, senin akranın, emsalin benim” der.

Bu der ki: “Varlık aleminde güzellik fazilet, iyilik ve cömertlik bakımından senin gibi hiçbir kimse yok.” Öbürü der ki: “İki cihan da senindir. Bütün canlarımız senin canına tabidir.” O da, halkı,
kendisinin sarhoşu görünce kibirlenir, elden, avuçtan çıkmağa başlar. Şeytan onun gibi binlerce kişiyi ırmağa atmıştır!

Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokmadır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır! Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda meydana çıkar.

Sen “Ben o medihleri yutar mıyım? O, tamahından methediyor. Ben, onu anlarım” deme! Seni metheden, halk içinde aleyhinde bulunursa onun tesiriyle gönlün, günlerce yanar.

Onun; mahrumiyetten senden umduğunu elde edemeyip ziyan ettiğinden dolayı aleyhinde bulunduğu halde, O sözler, gönlüne dokunur, onun tesiri altında kalırsın. Medihten de bir ululuk gelir, dene de bak! Medihin de günlerce tesiri altında kalırsın. O medih canın ululanmasına, aldanmasına sebep olur.

Fakat bu tesir, zahiren görünmez, çünkü methedilmek tatlıdır. Kınanmak acı olduğundan derhal kötü görünür. Kınanmak, kaynatılmış ilaç ve hap gibidir; içer, yahut yutarsa uzun bir müddet ızdırap ve elem içinde kalırsın

Tatlı yersen onun zevki bir andır, tesiri öbürü kadar sürmez. Zahiren uzun sürdüğü için de tesiri, gizlidir. Her şeyi, zıddıyla anla! Medhin tesiri, şekerin tesirine benzer; gizli tesir eder ve bir müddet sonra vücutta deşilmesi icap eden bir çıban çıkar.

Nefis çok öğülmesi yüzünden Firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakir ol; ululuk taslama! Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi zahmet çekici ol, çevgan olma! Yoksa; senin bu letafetin, bu güzelliğin kalmayınca o, seninle düşüp kalkanlar, senden usanırlar.

Evvelce seni aldatıp duranlar, o vakit seni görünce “Şeytan” adını takarlar. Seni kapı dibinde görünce hepsi birden “Mezarından çıkmış hortlak” derler; Genç oğlan gibi. Ona önce Tanrı adını takarlar, bu yaltaklıkla tuzağa düşürmek isterler. Fakat kötülükle adı çıkıp da zaman geçince bu kötülükte sakalı çıkınca; artık ona yaklaşmaktan Şeytan bile utanır.

Şeytan, adamın yanına bir kötülük için gelir; senin yanına gelmez. Çünkü sen Şeytan’dan da betersin. Şeytan, sen insan oldukça izini izler, ardından koşar, sana şarabını tattırırdı.

Ey bir işe yaramaz adam! Şeytan huyunda ayak direyip şeytanlaşınca senden Şeytan da kaçmaktadır. Eteğine sarılan kimse de, sen bu hale gelince senden kaçar.
 

MESNEVİ                                                                                                                                                                
3 YorumYorum yaz!Bağlantı

1/2/2007 - AĞLAMA MELEĞİM...

Kategori: islam

TESETTÜR DEMOKRATİK BİR HAK DEĞİL,ALLAH'IN EMRİDİR...

 

 

 

 

2-2.jpg (15342 bytes)2-3.jpg (11350 bytes)2-4.jpg (10945 bytes)

                  Haydi Kızlar Okula;

                  Başörtülüler Hariç!

                      
                   Haydi, kızlar okula; fakat başını örtmemek şartıyla!
                   Haydi kızlar okula; fakat kendi kimliğinizle olmaz!
                  Haydi kızlar okula; fakat bizim istediğimiz şekilde!


 

AĞLAMA MELEĞİM

**Ağlama meleğim, kendini mahvetme!... Başını eğip de "Başlarını açamasak
bile
baş eğdirdik" dedirtme... Unutma, "Şeref ve üstünlük Allah'ındır, bir de


Resûlünün ve müminlerin"... Sana "başını ört!" diyen Allah böyle buyuruyor.

Sen başını yiğitçe örterek gerçek kişiliğini ortaya koydun... başörtünü
inancınla bütünleştirdin... Onu kimliğinin bir parçası haline getirdin ve


böylece dünya aleme "Ben müslümanım" diye haykırdın... Başını örtmeni
emreden Allah'a yemin ederim, sen bu yiğit duruşunla her zaman şanlı ve
galipsin... Seni mağlup edecek adam daha anasından doğmadı...

Senin başın dumanlı dağlardan daha yüce... Başörtün bulutlardan daha
güzel... Cennette Allah, ayın on dördü gibi ayan beyan görüldüğü zaman,


eminim o gün sen, Kâinatın Rabbini, daha yakından göreceksin o yücelerdeki
başınla...

Seni ezmek isteyene ezilme!.. Allah'ın sana doğduğun gün verdiği hakkı söke
söke almaya çalış!... Bu gün vermezlerse yarın verecekler.

Yorulduğuna, yıprandığına üzülme... Dünya didinme ahiret dinlenme yeri...
Rabbine kavuşuncaya kadar mü'mine rahat yok... Rahat cennette, o ebedi


yurdumuzda... Dünya denen şu ağacın altında biraz nefeslenip yeniden yola
koyulacağımızı aklından çıkarma...

Ayağımıza batan dikenler bizi yıldırmasın... Belli ki cennet yakınımızda...
Çünkü cennet dikenlerle çevrilidir... yorgunluk, sürekli hastalık, tasa,


keder, sıkıntı ve gam, hatta ayağa batan dikene varıncaya kadar başa gelen
her şey müslümanın hatalarının bağışlanmasına vesiledir... Allah hayrını
dilediği kişiye sıkıntı verir... Biraz korku, biraz açlıkla imtihan bizim


kaderimizde var...

Çetin bir imtihandasın, dayan... Seni zor yıldırmasın... Elbette her
güçlükle birlikte bir kolaylık vardır... Şüphesiz her güçlükle birlikte bir


kolaylık... Ve Allah sabredenlerle beraberdir...

Kainatın Efendisi şu dünyada rahat yüzü görmedi... Öz yurdunda, müslüman
kimliğiyle yaşayamadı... Zalimler bastırdıkça o dayandı... Her şeye Allah


için katlandı... Ama davasından taviz vermedi... İyice tıkandığı zaman,
yurdunu terk edip hicret etti... Boynu bükük, gönlü kırık, boğazında
hıçkırık gurbet ele gitti... Çünkü Allah'ın arz-ı genişti... Gittiği yere


İslam'ın ışığın götürdü... İnsanlar bilmediklerini öğretti... Gerçek
varlığı, gerçek hayatı, gerçek mü'mini... Ve bir gün yurduna zaferle
girdi... Onu öldürmek isteyenler ondan aman dilediler... Zulmün süngüsü


düştü, cihanın tarihi değişti... Gerekirse sen de git... Mekke devrini
yaşayan topraklara Medine'yi getir... Sabrın meyvelerini devşir... Sen
varsın Allah var, dünya var, ahiret var... Bunlar inkarı mümkün olmayan


gerçekler...Sen ebediyetin kokusunu almış bir bahtiyarsın... Gönüllere
cennetin kokusunu sen taşıyacaksın...

Her şeyi diplomadan ibaret sanma.. Ashab-ı Kirâmın diploması yoktu...
Tâbiînin diploması yoktu... daha sonra gelen İslam büyüklerinin de diploması

yoktu... Ama dünyanın bir ucundan diğer ucuna İslâmı onlar götürdüler... Bir

an bile susmadan kainatı çınlatan ezanı gök kubbeye onlar perçinlediler...
Bir gün medreseler açılıp da diplomalı tahsil başlayınca, büyüklerimiz çok


üzüldüler; artık ilmin sonu geldi dediler... İlmin sonu gelmedi, yine devam
etti ama, Onlar sırf Allah rızası için okuyup okutmanın daha bereketli
olacağına inancından vazgeçmediler... Büyüklerimizin aydınlık yolundan


ayrılma... Elinden diplomayı alanlar ağzını da bağlayamazlar ya...

İşte sen o büyüklerin izinden gideceksin... Sen peygamber yurdunu ev ev
dolaşarak aydınlatan sahâbî analarımız gibi, ev ev dolaşarak yurdunu


aydınlatacaksın... Peygamberimizi, kendine örnek alacak, onun ahlakını
özümseyeceksin... Yüzünden eksilmeyen tebessümünle; insanları hoş görüp
bağışlama merhametinle; gösterişe pirim vermeyen sadece yaşayışın ve eşsiz


tevazuunla; müslüman hanıma en çok yakışan o zarif nezaketinle; herkesi
imrendiren iffetinle; özü, sözü doğru güvenilir şahsiyetinle; elinde olanı
başkasıyla paylaşmaktan zevk alan cömertliğinle; tabansızlara pabuç


bırakmayan cesaretinle; haksızlığa haddini bildiren asil öfkenle; Allah için

gözyaşı dökmeyi ihmal etmeyen duygulu halin, ibadet ve tâatinle; özellikle
de dilinden düşürmediğin dua ve zikirlerinle gittiğin yere Peygamber kokusu


götüreceksin... Seni görenler Peygamber'i görmüş gibi sevinecekler; evimize
Peygamber nefesi geldi diye bayram edecekler... Başındaki o aziz örtüye
"siyâsal simge" diye seni mektebi kapısında işkenceye tâbi tutanlar yapmasa


bile, onların çocukları utanıp senden af dileyecekler...

Sen ağlama yavrum, senin işin çook... Sen torunlarımı büyüteceksin...
"Bismillâh" diyerek emzireceksin onları, zemzem kadar temiz, ak sütünle...


Konuşmaya başlarken kelime-i tevhidi öğreteceksin onlara... "La ilâhe
illallah" diye diye büyüyecekler... Dillerine, gönüllerine, beyinlerine
Allah kelâmını nakşedeceksin, silinmemecesine O nur topu yavrular,


"Bismillâh" diyerek dikecek kelime-i tevhid fidanını dikecek bütün
gönüllere... Aşkla sabırla teenni ile... Usanmadan, bıkmadan, yılmadan...
İşte o zaman güzel yurdum bir cennet olacak. Orada hiç kimse


horlanmayacak... İnansa da inanmasa da...
Gözyaşını boşuna harcama... Ağlamasını bilmeyen elbette bizden değildir.
Daha iyi kulluk edemedim diye ağla... Allah için gözyaşı dök...
Resûlullah'ın karasevdalısı ol... Seccaden kurumasın kızım.

Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir


3 YorumYorum yaz!Bağlantı

20/1/2007 - Allahü Teâlâ ve adalet

Kategori: iman ve itikat


  Allahü teâlâ ve adalet

Allahü teâlâ ve adalet



Sual: İçyağı, önceki dinlerde haram iken, bizim dinimizde helal kılınmıştır. Hz.Âdem zamanındaki evlilik ile şimdiki evlilik farklıdır. İçki daha önce mubah iken, İslamiyet’te haram kılınmasına zulüm diyenler var. Bunların hikmeti nedir?

CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:

(Bir memur bile, âmirinin verdiği emirlerin sebebini soramaz. Nerede kaldı ki, bir kul, Allahü teâlânın işlerinin hikmetini sorabilsin? Bütün insanları Cehenneme koyup sonsuz azap yapsaydı, kimin bir şey söylemeye hakkı olabilirdi? Çünkü kendi yarattığı mülkünü kullanıyor. Başkası yok ki, onun mülküne tecavüz olsun ve buna zulüm denebilsin? İnsanların kullandığı her mülk, hakikatte Allahü teâlânındır. Bu mülkleri, bunların asıl sahibi olan cenab-ı Hakkın izin verdiği kadar kullanmak gerekir.) [Müj.Mek. 266]



Allahü teâlâ, hayvanlara akıl vermemiştir. Bunun için de, onlara hiçbir şeyi yasak etmemiş, dilediklerini yiyip içmekte, diledikleri gibi yatıp kalkmakta serbest bırakmıştır. Onları yaptıkları işlerden sorumlu tutmamıştır. Eğer insanları da böyle hayvanlar gibi serbest bıraksaydı, kötülükten, karışıklıktan başka bir şey olmazdı. Hayvanlar, insanların yaptığı işlerin hikmetini anlayamazlar. Çok aciz olan bir insan da, her şeyi yoktan yaratan Rabbimizin işlerindeki hikmeti nasıl anlar?



Adalet, bir âmirin, ülkeyi idare için koyduğu kanunlar içinde hareket etmesidir. Zulüm ise, bu kanunun dışına çıkmaktır. Her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâ, her şeyin asıl sahibi ve tek yaratıcısıdır. Üstünde bir âmiri yoktur ki, Onu bir kanun altında bulundursun?



Allahü teâlâ, adaleti emretmiş, adaletin zıddı olan zulmü haram kılmıştır. Bu hususta birçok ayet-i kerimeler vardır. Birkaçı mealen şöyle:

(Allah, insanlar arasında, adaletle hükmetmenizi emreder.) [Nisa 58]



(Allah, adalet yapmanızı, ihsan etmenizi ve [muhtaç olan] akrabaya vermenizi emredip, fuhştan, münkerden [her çeşit kötülükten] ve zulümden nehyeder.) [Nahl 90]



(Ey iman edenler, bir millete olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olunuz!) [Maide 8]



Adaletin bir başka tarifi ise kendi mülkünde olanı kullanmak demektir. Zulüm ise, başkasının mülküne tecavüzdür. Kâinat ve içinde bulunan her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâ olduğuna, Ondan başka yaratıcı bulunmadığına ve hiçbir kimse, hiçbir şeye sahip olmadığına göre, Rabbimizin yaptığı işler, hiç kimsenin malına, mülküne tecavüz değildir. Onun yaptığı işler için, (Adalete uymuyor) denilemez. Yasak ettiği bir şeyi serbest bırakabildiği gibi, önceden serbest ettiği bir şeyi de yasaklayabilir. Mülk Onundur, dilediği gibi kullanır. Kimsenin bir şey sormaya hakkı yoktur. Çünkü Allahü teâlâ layüseldir. Layüsel, yaptığı işlerden hesap sorulmayan, hükmü elinde olan, istediği gibi hareket eden demektir. Layüsel olmayan ilah olamaz.



Cenab-ı Hak, genelde işlerinin hikmetini bildirmemiştir. Bu hikmeti aklımızla anlamak mümkün olmaz. Çünkü aklın belli bir sahası vardır. Bunun dışındakileri ölçmeye, anlamaya gücü yetmez. Akıl bir kararda kalmaz. Herkesin aklı birbirine uymaz. En akıllı sanılan kimse bile, mütehassısı olduğu dünya işlerinde yanılabilir. Nerde kaldı ki, din işlerindeki hikmetleri çözebilsin? Bir hayvanın [düşünemez ya], asfalt yolları lüzumsuz sayması, nasıl kıymetsizse, bir kâfirin de, Allah’ın işlerini beğenmemesinin hiç kıymeti yoktur.



Adalet ve ihsan
Sual: İslam ülkelerinde doğan çocuk, dinini kolayca öğrenip Cennete gidiyor. Gayrı müslim ülkelerdeki çocuklar ise bundan mahrum kalıyor. Müslüman olarak yetişmediği için Cehenneme gidiyor. “Kâfir ülkelerde yaşayanlara bir haksızlık olmuyor mu? Bu Allah’ın adaletine uygun mu” diyenlere nasıl cevap vermek gerekir?

CEVAP

Adalet ve ihsanı karıştırmamalıdır! Allahü teâlâ, her ülkede yaşayan kulları için, adaleti fazlası ile yapmıştır. Yani akıl-baliğ olmadan ölen kâfir çocuklarını Cehenneme sokmayacaktır.



Büluğa erdikten, yani evlenecek çağa geldikten sonra, Muhammed aleyhisselamın dinini duymadan ölen kâfirlere de azap yapmayacaktır.



Bunlar, İslam dinini, Cenneti, Cehennemi işittikten sonra, merak etmez, öğrenmez ise, inat edip inanmazsa, o zaman azap görecektir.



(Büluğ çağına giren, ana-babanın, çevrenin yapmış olduğu eski etkilerin altında elbette kalır) denilemez.



Eğer kalsaydı, yıllardır İslam ülkelerinde, İslam terbiyesi altında yetişen yüzlerce müslüman evladı, İslam düşmanlarının yalanlarına, iftiralarına aldanmaz, dinsiz, din düşmanı olmazdı. Bunlar, büluğa erince, hatta kırkından sonra, hoca-hafız olanları bile, dinden çıkıyor, din düşmanı oluyor ve din düşmanlığında önderlik yapıyorlar. Ana-babasına, komşularına ve akrabasına, yobaz, gerici diyerek alay ediyorlar.



Bu pek acı misaller, ana-baba terbiyesinin etkisinin devamlı olmadığını açıkça göstermektedir.

Bunun içindir ki, bugün dinden çıkmak, bütün dünyayı saran bir afet halindedir. Diğer taraftan, birçok kâfirlerin, ilim, fen adamlarının müslüman olduğunu çoğumuz görüyoruz.



Pek az olsa da, dinini değiştirmeyenlerin bulunması, ana-babanın verdiği terbiyenin etkisinin, bazen de devamlı olduğunu gösteriyor denirse, bir çocuğun müslüman evladı olması, İslam terbiyesi ile yetişmesi, Allahü teâlânın bir ihsanıdır. Kâfir çocuklarına bu ihsanı yapmıyor. Fakat, kimseye ihsan yapmaya mecbur değildir.



İhsan yapmamak zulüm olmaz. Mesela, bakkaldan bir kilo pirinç alsak, tam bir kilo tartması adalet, noksan tartması ise zulüm olur. Biraz fazla vermesi ise ihsan olur. Bu ihsanı istemek, kimsenin hakkı değildir.



Allahü teâlânın İslam terbiyesi ile yetiştirmesi, büyük ihsandır. Dilediğine ihsan eder. Kâfir çocuklarına bu ihsanı yapmaması zulüm, haksızlık olmaz.

İhsan ettiği kimseler kâfir olursa, bunların cezası da, daha çok olur. (Seadet-i Ebediyye)


Sakatların suçu yok
Sual: Ana- babanın hatası, sarhoşluğu veya hastalığı sebebiyle, kör, topal, sağır, dilsiz, geri zekalı, sakat veya gayrı meşru olarak doğan bebeğin günahı nedir?

CEVAP

Gerçek müslüman, Allahü teâlânın rızasından başka muradı olmayan kimsedir. Allahü teâlâ emrettiği için rızık kazanmaya çalışır. Çalışırken ibadetlerini terk etmez ve haram işlemez. Kazanırken de, kazandığını sarf ederken de dinimize uyar. Böyle kimseye zenginlik de, fakirlik de faydalı olur. Fakat böyle olmayan kimse, Allahü teâlânın kaza ve kaderine razı olmaz. Fakir olunca az diye itiraz eder. Zengin olursa, doymaz, daha ister. Kazandığını haramlara sarf eder. Zenginliği de, fakirliği de, dünyada ve ahirette felaketine sebep olur.



Körlük, topallık ve diğer sakatlıkların faydalı veya zararlı olması insandan insana değişir.

Kimi, Allahü teâlânın takdirine razı olduğu için, sonsuz olan Cennet nimetlerine kavuşur, kimi de razı olmadığı için, sonsuz olan Cehennemde cezaya müstehak olabilir.



Bir kimse kendisi için sakatlığın faydalı veya zararlı olduğunu bilemez.

Bazısı illa son model bir arabasının olmasını ister. Arabayı alıp çoluk çocuğuyla bir dereye uçabilir. Onun için, illa bir şeyin olmasını değil, hayırlı olmasını istemelidir!



Çocuğun sakat olarak doğmasında kendi günahı yoktur. Eğer bunda ana-babasının kusuru varsa, günahı onlara aittir. Görmeyen bir kimse, eğer kör olmasaydı kötü işler peşinde gezip, dünya ve ahiretini mahvedebilirdi. Kimi de kör olduğu için isyan edip, Yaratıcının takdirine razı olmaz ve ebedi felaketine sebep olur.

Kör olan bir müslüman, Cennete gider. İki hadis-i şerif meali:

(Allahü teâlâ, iki gözü olmayan müslümanı Cehenneme koymaz.) [Taberani]

(Gözsüz kimse, sabrederse, Allahü teâlâ ona Cenneti verir.) [Buhari]

Yalnız gözü olmayan değil, diğer sakatlıkları olan da sabrederse, ölürken, kabirde ve mahşer yerinde sıkıntı çekmeden Cennete girer. Cennette ise sakatlık yoktur.

İmansız olan, sağlam da, sakat da olsa, yeri sonsuz olarak Cehennemdir.



Önce ölenin suçu
Sual: Hz.Âdem zamanında ölen biri, şimdiye kadar kabir azabı çekti. Şimdi ölen ise, ona göre daha az azap çekecektir. Bu Allah’ın adaletine uygun mu deniyor. Önce ölmek suç mudur?

CEVAP

Önce ölmek suç değildir. Allahü teâlâ, hiç kimseye zulmetmez. Kimseye fazla ceza vermez. Hadis-i şerifte, (Kabir ya Cennet bahçesi veya Cehennem çukurudur) buyuruluyor. Hz.Âdem zamanında ölen biri, salih ise, hep Cennet bahçesindedir, kabirde çok kalmasının onun için hiç mahzuru olmaz. Ölen kâfir ise, kâfir için ebedi [sonsuz] Cehennem azabı vardır. Kabir azabı, Cehennem azabı yanında çok hafif kalır. Ölen günahkâr müslüman ise, çektiği kabir azabı günahlarına kefaret olur. Kabirde çok kalır da, çektiği azap sebebiyle günahı kalmazsa, dirilirken günahsız olarak dirilir. Demek ki, kabirde fazla kalmak bir adaletsizlik değildir.



Küfür ve zulüm
Sual: Bir kâfir, yaşadığı yüz sene içinde işlediği günahlar için sonsuz olarak Cehennemde kalmasına zulüm diyen Almanlar vardır. Yüz senelik kâfirliğin karşılığı niçin sonsuz cezadır?

CEVAP

Bunun hikmetini cenab-ı Hak açıkça bildirmemiştir. Bazı âlimler bildiriyor ki: Kâfirler, sonsuz yaşasaydı, sonsuz kâfir kalmak niyetinde oldukları için, küfürlerinin cezası Cehennemde sonsuz azaptır. Bunun için kâfirlere olan ebedi azaba zulüm denilemez.



Suçluya ceza zulüm müdür?

Sual: Bir ateist, “Kâfir niye Cehenneme gidip azap görsün ki? Kâfiri Allah yaratmadı mı? Ne diye O Cehenneme atıyor? Orada ona sonsuz azap ediliyor? Bu insanlığa, adalete yakışır mı, zulüm değil mi” diyor. Ne cevap verebiliriz?

CEVAP

Cezasız sistem olur mu? Suçluya ceza hiç zulüm olur mu? Düşünün bir kimse, çoluk çocuk, genç-ihtiyar, kadın-erkek, hasta-sağlam, suçlu-suçsuz demiyor, yüzlerce kişiyi öldürüyor, gözlerini çıkarıyor, ölülerini de yakıyor. Bu vahşi yaratık ölüm cezasına çarptırılmalı dendiği zaman, Ölüm cezası, barbarlıktır, bu insanlığa, adalete yakışmaz deniyor. Cani yüzlerce kişiyi öldürüyor, onunki sanki insanlığa uygunmuş gibi kabul ediliyor, cani savunuluyor. Bu da, diğer canilere kötü örnek oluyor, onlara cesaret veriyor, sanki öldürmek teşvik ediliyor. Eğer bu caniye, Amerika’daki gibi ölüm cezası verilse, diğer caniler bundan çekinebilir. En azından suçsuz insanları öldürenlerin sayısı çok azalır. Ceza hafif olursa suç oranı yükselir, ceza ağır olursa suç oranı azalır. Maksat, insanların ölmesini önlemek, onlara iyilik ise cezalar ağır olmalıdır. Eğer insanların öldürülmesine önem verilmiyorsa, öldürenlere hiç ceza verilmemelidir. Bunların hangisi adalettir? Suçsuzu serbest bırakmak mı, yoksa suçu önleyecek ceza vermek mi?



İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Allah, suçlu suçsuz bütün insanları Cehenneme koyup, sonsuz azap yapsaydı, kimin bir şey söylemeye hakkı olabilirdi? Çünkü kendi yarattığı, yetiştirdiği mülkünü kullanıyor. Başkası yok ki, onun mülküne tecavüz olsun ve zulüm denilebilsin. Halbuki, insanların kullandığı mallar, mülkler, gerçekte onların değil, hepsi Allah’ındır. Bizim bunlara el uzatmamız, karışmamız zulüm olur. Allahü teâlâ, bu dünyanın düzeni için ve bazı faydalı şeylere yol açması için, bunları bize mülk kılmış ise de, gerçekte hepsi Onundur. O halde, bizim bunları, asıl sahibinin izin verdiği kadar, izin verdiği şekilde kullanmamız gerekir.



Ateist bir yaratıcıya inanmadığı için böyle soru soruyor. Eğer her şeyi yaratanın Allah olduğuna inansaydı böyle soru soramazdı. Çünkü bir kimse kendi evindeki eşyaları istediği gibi kullanamaz mı? Eskiyenleri veya yenilerini çöpe atamaz mı? Mal onunsa istediği gibi tasarruf hakkına sahip değil mi? Allah da kendi yarattıklarını suçsuz da olsa Cehenneme atabilir. Ama ihsan ediyor, suçsuzu Cehenneme atmıyor, yani iman edenleri Cehenneme atmıyor. Kanunlara karşı gelen, onları çiğneyenin cezalandırılması normal ise, Allah'ın emrine uymayanların da cezalandırılması niye zulüm olsun?



Özel işe karışmak

Sual: Ateistler, “Bazı insanların cüce, bazıların sakat, bazılarının çirkin yaratılması adaletsizliktir, madem tanrı her şeye gücü yetiyor, her şeyi düzgün yaratmalı idi” diyerek Allah’a dil uzatıyorlar. Bunlara nasıl bir cevap verebiliriz?

CEVAP

Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Dinlerine uymadıkça, Yahudilerle Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar.) [Bekara 120]



Bu ateistlere de, her konuda delil getirilse, ispat edilse, yine onların dinini yani dinsizliklerini kabul etmedikçe Müslümanları sevmezler ve İslamiyet’i kötülemeye devam ederler.



Bir yılanın, beni niye yılan yarattın, beni aslan yaratsaydın demeye hakkı olur mu?



Aslan da, beni niye hayvan olarak yarattın, beni de insan yaratsaydın daha iyi olmaz mı idi demeye hakkı var mı?



Bu her hayvan için böyledir. Domuz, karınca, akrep, sinek hepsi benzer şeyler söyleyebilir.



Fakirin beni niye zengin yaratmadın diyerek Allah’tan hesap sormaya kalkması uygun olur mu?



Erkek, şimdi rağbet güzel ile zengine, beni niye kadın yaratmadın dese uygun olur mu? Onu domuz veya köpek olarak da yaratabilirdi.



Kadın, ben güçlü bir pehlivan olmak isterdim, beni niye erkek yaratmadın dese uygun olur mu?

Zenci, beni niye beyaz yaratmadın diyebilir mi?



Bunları çoğaltmak hatta ne olursa tersini iddia etmek mümkündür. Bir çiftlik sahibi, aynı cins hayvanları ayrı yere koysa, veya her birine ayrı yer yapsa yahut bazı cins hayvanları aynı ahıra koysa, buna kimin ne demeye hakkı vardır? Yahut canı isteği zaman bir kuzu veya tavuk kesip yese, buna kim ne diyebilir? Çünkü hayvanlar adamın malıdır, istediği şekilde besler, istediklerini kesip yiyebilir. Kâinattaki her şey da Allah’ın mülküdür, dilediği gibi kullanabilir. Buna kimse karışamaz. Başka bir kimsenin malını kullansa o zaman bir haksızlık mevzubahis olabilir. Hiç kimsenin özel işine karışılmaz.

(Alıntı)

                                           

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

19/1/2007 - Secde....Anı....

Kategori: islam

                                      

"En büyük aşk ise ilahi aşktır ilahi aşkı öğrenmeyen gerçek aşkı hiçbir zaman öğrenemez!"

 

 
SecDe ^^

Namaz esnasında üç defa 'subhane rabbiyel ala'nın denildiği bir pozisyon
değildir ...

^^ SecDe ^^

Sadece namazlara mahsus bir eylem hiç değildir...

Peki nedir secde?

^^ SecDe ^^

– 'Kulun Allah'a en yakın olduğu bir an... ' dır.

^^ SecDe ^^

– ' İnsanın acizliği ve Allah'ın yüceliğinin ispat edildiği bir an...' dır.

^^ SecDe ^^

– ' Gururun ve kibrin ayaklar altında ezildiği bir an...' dır.

^^ SecDe ^^

– 'Mutluluğun, huzurun, sevinç ve kederlerin Allah ile paylaşıldığı An
'...dır.

^^ SecDe ^^

– ' Sadece namazlarda olanı saysak, günde en az seksen kere Rabbimizle
diyalog ortamının sağlandığı bir an...' dır.

Allah'a dost olmaya çalışanlar, Allah'ın en çok sevdiği amelleri işlemek
isterler. Çok övülen ' SecDe ' de bunlardan biridir.

Günün herhangi bir saatinde; dağda, bayırda, şehirde, evde kısaca her yerde
Allah ile sıcak bir diyaloğa geçmek için güzel bir eylem...

Secdeden en çok huşu duyan büyük önder şöyle buyuruyor;

' Kulun Rabbine en yakın olduğu an SecDe' anıdır'

( Müslim, Salat: 215. )

Madem Ona çok yakın olunuyor, o zaman bu anın çok iyi değerlendirilmesi
lazım.

İnsanın grurunu ve kibrini iki büklüm yapan secdede bolca dua, bağışlanma ve
bazı şeyler talep edilebilir.

Derslerinde başarılı olmak isteyen bir öğrenci,

iş arayan bir işsiz,

evlat isteyen bir anne-baba,

düşmanına galip gelmek isteyen bir asker,

insanların hidayetine vesile olup o ecre talip olmak isteyen bir davetçi,

akrabalık ilişkilerinin düzelmesini isteyen bir aile,

evlatlarının müslümanca yetişmesini isteyen bir anne-baba,

derdine şifa arayan bir hasta vs.
secde anında duygu, düşünce ve taleplerini
Allah'a beyan edebilirler.

Böylelikle hem günde kaç kere okudukları;

'İyyake na'budu ve iyyake nesta'in' ayetini yaşamış olurlar... Hem de
insanların dua ve isteklerini dinleyip cevap veren tek mercinin Allah
olduğunu ispat etmiş olurlar.

Allah dostlarının, secde anında Allah ile olan muhabbeti kısa sürmez....
Uzattıkça uzatırlar.
 

kalbi selam ve dua ile...
 (Z.U sonsuz teşekkürler.En güzele emanetsizniz.)
4 YorumYorum yaz!Bağlantı

20/12/2006 - AŞK DAVASI...

Kategori: tasavvuf

Aşk Davası

Aşk, davaya benzer.
Cefa çekmek de şahide.
Şahidin yoksa davayı kazanamazsın!..
Mevlana

Hoş geldin!..

Susuzlukların ırmak olduğu günümüze kutla geldin, hoş geldin ey! Zamanlar güzeli ey, kut yağdırmaya bahçemize hoş geldin! Mü'minleri handân; mücrimleri giryan edendin sen! Ve şeytanı sûzân; inkarcıyı perişân edendin!.. Hoş geldin!..

Gufranımızdın, bağışlanmamızdın... Hoş geldin!.. Kitab'ımız, sadakamızdın... Hoş geldin!.. Selamımız ve salavatımızdın... Hoş geldin!..

Cihânârâ cihân içindedir arâyı bilmezler

O mâhîler ki derya içredir deryâyı bilmezler

Hatırası kora dönmüş uzak bayramların gülümseyişleriyle tutup ellerimizden iftar sevinçlerine karıştır aminlerimizi; çoğalttıkça çoğalt tazarruları gül dudaklarda. İki sevinç arasında, bunda ve ötede müjdelenen iki sevinç arasında bir alev gibi yak ruhumuzu ve bir anda yansın amel defterlerimizin kara sayfaları. Azrail tabaklarımıza bırakmadan ölümü hakiki oruçların iftarına ulaştır bizi. Terk ettiğimiz nimetlerini iftar sofrasında melekler koysun önümüze ve gönül kandilinin pasını temizlesin feriştehler. Riya desenlerinden arındırdığın nur hil'atlerini giydir seherlerde bize de, isterse ramazan hilalince arıklaşsın bedenlerimiz, gel ey!..

Fecirden başlayarak ta güneş batıncaya kadar sevda seherinden aşk pazarlarına düşelim çiçeksiz balların arısı gibi; ve güzeller zülfünün perçem tellerinde açalım gönül nergislerinin sarısı gibi. Tenha sokaklarda oruçsuz ve neşesiz koyma zamanı ve dağların yamaçlarında eserken gurub, uyuyan yelkenlilerimizi uyandır. Yakınında duralım zeytin dallarının ve bir zeytin ile varalım kırkıncı kapıya. Aynı dakikada düğümlenen zamanı paylaştır aramızda; aynı düğümde bağlanalım İrem denklemlerine. Süzülmüş benizlerle çarşıdan dönen şehzadeler söylesin son şarkısını özlemle kadirlerin ve nefesi gül kokan çocuklar okusun son medhiyesini hasretle bayramların. Gülabdanlardan dökülsün ellere cedlerin bereketi ve Var Eden'e ulaşsın ıtırlar iklim iklim, kuşak kuşak.

Onbir ayın sultanı, onikincim; muradım, mutluluğum, hoş geldin!.. Çifte sevince tek nimet; iki güzele bir âşık; gel, iyileştir içimizdeki yarayı...

Maah ey! Aydınlat kara düşüncelerimizi, barış getir, esenlik serp dünyamıza. Çığlıklar feryâda karışmasın çağında, mazluma imdâd, mü'mine dâd erişmesin hem!.. Gülümse bize.

İskender Pala

Sevgi Neydi?

- Sevgilerinin üstünden baharlar ve kışlar geçenlere! -
Hatırlayanımız var mı, sevgi neydi?
İlk sevgi sözcüğünü, ilk kıpırdanışını yüreğinin hatırlayanımız var mı? İlk hüznümüzün adını sevgi koyabiliyor muyuz şimdi geriye dönüp baktığımızda? Derûnî coğrafyamızı kaplayan zifiri bulutların ve üzerimize örtülen maddeci felsefenin ağırlığına ne zaman başkaldırmıştı sevgilerimiz, hatırlayanınız var mı? Ne zaman sevgilerimiz paralarımızdan önce tartılırdı; ya ne zaman pazar eyledik sevgilerimizi, biliyor musunuz? En son ne zaman bir sevgiyi söyleşmiştik bir sevgiliyle? Her gün bir parçamızı daha tüketen teknoloji çağında sevgiye en son ne zaman yürekten bir merhaba demiştik, hatırlayanı­nız var mı? Hatırlıyor musunuz, sevgi neydi?
Üzüm henüz yaratılmamışken insanları sarhoş eden omuydu acep?!.. O muydu canından ve cihandan geçiren sahip-kıranları?. Bin yıllar ve binlerce yıllar boyunca pervaneyi ateşe düşüren, bülbülü sevdalandıran o muydu? Neydi sevgi?!..
Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazan; bir akış bir koşuş muydu?. Sevgi gönül kumaşında bir nakış mıydı?!..
Hatırlayan var mı sevgi neydi? Leylaların, Şirinlerin, Aslıların nâzı mıydı o; yoksa Mecnunların, Ferhatların, Keremlerin niyazı mı? Hangisinde belirmişti ilk kıvılcımı sevginin? Neydi sevgi?!..
Açıkken gözbebeğimize yerleşen de, göz yumduğumuzda gönlümüze sızan da sevgi değil miydi bir vakitler? Bir dudağın kıpırdanışından yanağımıza akseden pembelikler, utanmalar sevgi değil miydi yoksa? En son ne zaman kızarmıştı yanağımız, hatırlayanınız var mı? Uykumuzu en son ne zaman terketmiştik sevgiyi düşünmek adına? En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk?
Sahi, neydi sevgi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı? Sureti sîrete, arazı cevhere, bedeni ruha köle eylemek miydi sevgi? Sevgi bir iyilik miydi, şefkatli bir cümlecik mi? Neydi sevgi, dış mıydı, yoksa iç mi; zahir miydi, yahut bâtın mı; kalıp mıydı, ya ki can mı? Var olmak mı, varlıktan geçmek mi? Dünyaya gülmeye mi gelmiştik; ağlamaya mı; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu? Sevgi neydi?!..
Unuttuk, aceb neydi sevgi? Bir yetimin başını okşarken di­mağımıza yerleşen tad mıydı o? Bir bebeğin süt kokulu tenindeki su çiçeği miydi? Sabah evden çıkarken özlemeye başladığımız bir ses miydi? Hatırlayanınız var mı, sevgi neydi?
Sevgi bir sigara dumanında, bir tren düdüğünde, bir dalganın en son hışırtısında ve bir turnanın kanadında mı kalmıştı? Sevgi Medine'de, Semerkand'da, sevgi Bağdat'ta, Endülüs'te, ta caddelerde, sokaklarda, evlerde, kapıların tokmaklarında çın­lar durur muydu eskiden? Ya neden şimdi Ayasofya'da pito-resk, Divanyolu'nda kaldırım taşı, Ankara'da ittifak, Yeşil Kubbe'de Mevlanâ, Erciyes'te kar, Fırat'ta bir içim su olup girmiyor dünyamıza?! Neden nefesimiz daralıyor hummalı inatlarımız, kallavi benliklerimiz yüzünden? Neden gönül yuvalarımıza kuzgunlar pikeleniyor da nesillerimiz sersefil ve derbeder? Sevginin koynunda büyüttüğümüz nazeninlere nazı enîn ile mi unutturdular, semenderlerimiz ateşte niçin yanmaktalar? Soralım ta içimize; neydi sevgi?
Sevgi neydi sahi? Bir mektubun ilk satırı mıydı; bir telefon­daki ilk ses mi? İnsanı mutlu eden o ilk satır mıydı defalarca okunan; yoksa ilk satır arayışları mı tekrar be tekrarlanan? Telefondaki bir ses insanın bir ömrünü doldursa mı sevgiydi gerçekten; yoksa yeni sesler duymaya hiç yetmeyecek ömürlerin arayışları mı?
Sevgi bir acıydı herhalde, bir kederdi; kâh hüzünle, kâh mutlulukla hatırlanan. Belki de sabırdı sevgi, affetmekti, gelecek günler adına. Sevgi sınanmaktı adl-i İlahîde ve sınavı geçmekti ercesine. Sevgi bir teybeydi, nasûh kisvesinde; bir dirilişti nefsi öldürerek. Sevgi bir iyi ad bırakmaktı fena yurdunda.
Ömür geçer de ad kalır...
Sevgi: İki hece.
Sevgi, sevmek kelimesinden türetilen bütün öteki kelimelerin en güzeli.
Derin uykulara dalmadan önce ilk soru:
Sevgilerinizi en son ne zaman hatırlamıştınız ve sevgiyi hak edenleri en son ne zaman?
Bir soru daha:
Sevgileriniz yalan mıydı yoksa?!. .
Ve son soru:
Çorak vadilere yönelmişse sevgilerimiz, çevremizi kandırmıyorsa sulara, içimizden akan Nil olsa ne?!..
İkinin ikincisi Sıddîk aşkına...
İskender Pala-Âyine
3 YorumYorum yaz!Bağlantı

19/12/2006 - KALBINDE ILAHI İMZAN VAR!

Kategori: islam

                                          

Sen Rabbının ımzasını kalbınde taşıyorsun!
Her sanat,sanatkarının ımzasını muhakkak tasır.Mesela:bu yazılan kıtap,yazarının ısmını taşımaktadır.Yapılan her resım,ressamının ımzasını mutlaka taşır.Bu mısallerı cogaltmak mümkündür.Bunun gıbı kaınatın en şereflı varlıgı olan ınsan da yaratıcısının,bu ınce sanat da akan kanları bırbırıne karıştırmadan akıtan Yüce Allah; ''bu ancak ve ancak benım eserımdır.Kullarım bunu bılsın.''Dıyerek kalbın üzerınde ımzasını atmıştır.Evet bu ımzayı ınsan oglu bedenının en kıymetlı yerı olan kalbınde taşıyor.Üzerındekı Allah (c.c) lafzı kalbın normal şişlıgınde son derece net okunur ve onun her atışında o ılahı ımza bır kere daha ortaya cıkar.
Bu ımza ınsana hayat veren kalbın hangı kudretten hayat aldıgını acıkca göstermektedır.Insanoglu,Yaratıcısını ınkar etse de etmese de kalp Yaratıcısının ısmını net ve mükemmel cızgılerle göstererek ''Benı Yaratan Allah'ın işte ımzası!''dıye yüzüne carpmaktadır.
O ılahı nızamın bu esrar defınesı uzerıne atılması tesadüf degıldır.21 yy'ın medenıyetının tek bır hücreyı dahı yapmaktan acız oldugu herkesce bılınen bır gercektır.Acaba bu hakıkate ragmen ınsan vücudu gıbı muhteşem bır eserın tesadüfen kendı kendıne oluştugunu yahut şuursuz bır tabıatın yaratmasıyla oldugunu ıddıa etmek ne derece akıl karıdır?
Evet, bu ımza en sapık fıkırlı ınancsıza bıle Yaratanın kım oldugunu göstermektedır.Her şeyı O yaratmıştır.Cünkü O'ndan daha güclü ve daha mükemmel bır kudret düşünülemez.
O'nun bır benzerı olamaz. Baska varlıklarla kıyas edılemez.Bütün canlılar her an onun varlıgına,ılmıne ve kudretıne muhtactır.Evet kalbın Hakkı zıkrederken sen hala ınancsızlık denızınde yüzmeye devam edıyorsun.Bu ne nankorluk,bu ne ahmaklık?Başını bır müddet kalbının bulundugu tarafa egıp onun ''ALLAH ALLAH''dıyen atışlarını dınle!Sana,Rabbını her şeyden daha güzel bır şekılde kalbın anlatacak
.

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

19/12/2006 - TEFEKKÜRE DAVET

 

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

... Hayatı tefekkür boyutunda yaşamaya çalışan yaşadıkça ati'ye kanatlanan bir yolcuyum dünya misafirhanesinde

Kategoriler

Arkadaşlarım

esin
Özkan Özdemir
suskunsokaklar
beytulhikme
konyali
dostlukrehberi
fatihsultan
atesveruzgar
caresizseniz
gulsultan
anlamsizfirtina
renklican
serverh
takvadostlugu
islamneguzel
meryy
huzurluaile
aysude
ahmet2506
omer0625
kerkukunsesi
nalezar
medinepazari23
muslumankisiligi
narinnarin82
kitabooku
<
Farklı Pencerede Aç

HASRETİM82 SİTESİNE HOŞGELDİNİZ!!!"